Değerli kurucularımız, paydaşlarımız ve kamu yetkilileri;
Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından 03.07.2026 tarihinde yayımlanan, biyometrik kimlik doğrulama sistemi (BKDS) arızaları nedeniyle yalnızca belirli kurumlara geriye dönük eğitim bilgi girişi hakkı tanınmasına ilişkin yazı, özel eğitim sektörü adına yeni soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir.
ÖZSEN – Tüm Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Kurumları İşverenler Sendikası olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; aynı mevzuata tabi olan kurumlar arasında hak ve uygulama bakımından farklılık oluşturabilecek her türlü işlem, kamu vicdanında eşitlik ilkesinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bir mağduriyet giderilecekse bunun kapsamı açık, objektif ve tüm kurumlar için eşit uygulanmalıdır. Aksi halde "Bazı kurumlara ayrıcalık mı tanınıyor?" sorusunun sorulması kaçınılmaz hale gelmektedir. Ancak bugün yaşanan sorun yalnızca biyometrik sistemden ibaret değildir. BKDS uygulaması, özel eğitim kurumlarının uzun süredir dile getirdiği çok daha kapsamlı yapısal sorunların yalnızca görünen kısmıdır.
Kurumlarımıza sistemin ilk tanıtımında, tüm süreçlerin otomatik işleyeceği, insan hatasının ortadan kalkacağı ve ilave personel ihtiyacı doğmayacağı ifade edilmiştir. Gelinen noktada ise kurumlara BKDS verilerinin manuel olarak MEBBİS'e aktarılması gerektiği bildirilmekte; bunun için ek personel görevlendirilmesi ve hatta ilave tablet ile donanım temin edilmesi önerilmektedir. Bu durum, sistemin vaat edilen amaçlarından uzaklaştığını ve kurumların zaten ağır olan mali yükünü daha da artırdığını açıkça göstermektedir. Diğer taraftan, BKDS süreciyle ilgili verilen eğitimlerin sahadaki sorunların çözümüne yeterince katkı sunamadığı görülmüş; uygulamada yaşanan teknik ve idari aksaklıklar kurumların kendi imkânlarıyla çözmeye çalıştığı bir yük haline gelmiştir. Diğer bir taraftan, BKDS uygulamasına ilişkin verilen yargı kararları ve yürütmenin durdurulmasına yönelik süreçler hakkında Bakanlık tarafından kamuoyunu tatmin edecek herhangi bir açıklama yapılmamış olması da belirsizliği artırmaktadır. Bu konuda şeffaf bir bilgilendirme yapılması sektörün ortak beklentisidir.
Özel eğitim sektörünün tamamı, bazı münferit ve niteliksiz uygulamalar üzerinden değerlendirilmemelidir. Birkaç kurumda yaşanan olumsuzluklar gerekçe gösterilerek yüzlerce dürüst ve özverili kurumun sürekli denetim baskısı altında bırakılması, sektörde güven duygusunu zedelemektedir. Bugün gelinen noktada özel eğitimin temel amacı olan çocuğun gelişimi ve eğitimin niteliği ikinci plana itilmiş; süreç büyük ölçüde veri girişleri, evrak işlemleri ve bürokratik yükler üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. Eğitimin niteliği yerine yalnızca nicel süreçlerin takip edildiği bir anlayışın, özel eğitimin ruhuyla bağdaşmadığı açıktır. Bütün bunların yanında kurumlarımız her geçen gün artan ekonomik baskılar altında hizmet vermeye çalışmaktadır. Temizlik giderleri, personel maliyetleri, servis-taşıma ücretleri, kira artışları, elektrik, su, kırtasiye ve diğer zorunlu işletme giderleri sürekli yükselirken, sektörün bu gerçek maliyetleri uzun süredir görmezden gelinmektedir.
Bugün 50 öğrencisi bulunan bir kurum ile 500 öğrencisi bulunan bir kurum arasında ölçek ekonomisi oluşmamakta; aksine öğrenci sayısı arttıkça personel, ulaşım, organizasyon ve işletme maliyetleri katlanarak büyümektedir. Mevcut finansman modeli bu yükü taşımakta yetersiz kalmaktadır. Ülke geneli uygulanan ekonomik tedbirler fazlasıyla sektörümüzü etkilemiş hatta krize dönüştüğü bir gerçektir. Kurumlarımızın bunca ekonomik sıkıntısı varken daha kamera sistemini alamamış, daha ucuza farklı firmalardan almış, seanslara öğrencilerini her koşulda aldığı halde program üzerinden giriş yapamamış veya tam olarak yeni sisteme seansları aktaramamış kurumlarımız olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu kurumlarımızın personeli giderleri başta olmak üzere onlarca kalem gideri varken verdiği emeklerin karşılığını kimse görmezden gelemez ve emek hırsızlığı yapamaz. Bu nedenle sektörün sorunları artık geçici yazılarla veya günü kurtaran uygulamalarla çözülemez hale gelmiştir.
ÖZSEN olarak çağrımız nettir.
Özel eğitim sektörünün tüm paydaşlarının katılımıyla, çalışma koşullarının, mali yapının, denetim süreçlerinin ve hizmet esaslarının yeniden ele alınacağı kapsamlı bir Toplu Hizmet Sözleşmesi süreci başlatılmalıdır. Aksi halde, sektörün sürdürülebilirliği her geçen gün daha fazla zarar görecek; bundan en büyük zararı ise özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarımız ve aileleri görecektir.
ÖZSEN olarak üyelerimizin, kurumlarımızın ve özel eğitim camiasının haklarını korumak adına her türlü demokratik ve hukuki mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğimizi; tüm sendikal haklarımızı, lokavt hakkımız da dâhil olmak üzere, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde yasal haklarımızı saklı tuttuğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
Bugüne kadar sektörümüzü ve kurumlarımızı toplu görüşme süreçlerinde doğrudan temsil eden bir yapı bulunmadığı için dile haklarımız her geçen süreçte tırpanlanmıştır. Ancak bugün itibarıyla durum değişmiştir; artık ÖZSEN ailesi olarak masadayız. Sektörümüzün sorunlarını, taleplerini ve çözüm önerilerini yetkili merciler nezdinde kararlılıkla dile getirecek, kurumlarımızın ve çalışanlarımızın haklarını güçlü bir şekilde savunacağız.
"Sendikacılığın yaptırım gücü bilinciyle masaya oturacak, gerek ücretlerin belirlenmesinde, gerekse görmezden gelinen sorunlarımızın çözümünde bakanlıkla sendika sözleşme talebinde bulunacağımız herkes tarafından bilinmeli"
Artık sesimizi duyurabileceğimiz ve söz sahibi olabileceğimiz bir temsil gücüne sahibiz.
Adalet, ayrıcalıkla değil; eşit uygulanan kurallarla sağlanır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
ÖZSEN YÖNETİM KURULU
